Hayat Bilimi

Hegel ( sen bile anlıycan)


schellingin cagdasi olmasina ragmen, dusunsel olarak gec gelisti ve hem fichteden hem de schellingten epey etkilendi. zaten hegeli bu ikisinden sonra gormemizin nedeni, onlarin felsefesinin sentezini yapmis olmasidir. schellingten, gercekligin surekli degisen organik bir "bir"lik oldugunu ve amacinin kendini tanimak oldugunu ogrenmistik. hegel bunlari kabul etti ama schellingin aksine bu sureci maddi olan doga ile degil, ahlakla veya akilla birlestiriyordu. yani bizi biz yapan sey cansiz doganin bir urunu degildir; aksine fichtedeki gibi, geri kalanlar benligimizden cikmistir.

hegelin bu acayip felsefesinin ozundeki kavram geistdir ve turkcesi yoktur. ruh ile akil arasinda birseydir ve varolusun esasidir (bizdeki geistten dogar butun gerceklik, fichtedeki gibi) gercekligin sureci, geist'in kendini tanima surecidir (schellingde, doganin kendini tanimasi gibi). bu surec sonsuz degildir. geist, eninde sonunda kendi bilgisine ulasacak ve hersey uyumlu bir birlik haline gelecektir ki buna da mutlak denir. varolan seylerin ozunu maddi olmayan birsey olarak gordugunden bu felsefeye mutlak idealizm dendi.

bakin bu kadar degisim lafi ettikten sonra yaklasik 35 entry once bahsettigimiz herakleitosu hatirlamamak olmaz. var olan hersey bir surecin urunuydu; sadece sonuca bakmakla gercekleri goremeyiz. simdi bu surec icinde, hegel degisimin hep catisan ogeler barindirdigina, bunlarin mucadele ettigine ve cozume varmak icin dengeye geldiklerinde degisen dinamiklerin yeni sorunlara yolactiklarina inaniyordu. iste diyalektik kavramini buradan cikardi: baslangic durumuna tez dedi; bu duruma karsi gelisen tepkilere antitez ve varilan sonuc sentezdir. sentez, bu iki gucun uzlasmasi olsa da kendi icinde dengede degildir, cunku bu "uzlasmanin" dedigim gibi dinamikleri artik bambaskadir ve bambaska sorunlara yolacacaktir. ilkokul 3 seviyesinde bir ornek vermek gerekirse, tez evli bir ciftin yemege cikmasi ve erkegin yan masadaki kadinin icine dusmesi, antitez evli kadinin kapris yapmasi, sentezse adamin 20 sene sonra yeter be deyip ayrilmasidir. bu sentez, yeni sorunlara, yani bu ikisinin yeni iliskilere girmeye calismasina yolacacaktir.

iste bu uclunun evrilerek kesintisiz degismesi, gercegin sabit olmayan dogasinin nedenidir. toplumlarin, kulturlerin her ogresinin degisimleri bu diyalektik cercevesinde anlasilabilir. bu tarihsel sureclere bakinca goruyoruz ki, bireyin etkisi cok azdir. zira cok uzun yillarin etkilerini icinde barindiran tezlerin ve antitezlerin arasinda, bu karmasik denklemin icinde cok az bir agirligi vardir, bir yaprak gibi suruklenir. kisinin cevresiyle etkilesimi sirasinda bu diyalektik surecin disina cikmasina, yani bu tarihsel etkilerin mucadelesinde arada kaynamamasina imkan yoktur. bu nokta epey onemlidir ve sahsen bana burkeun organik toplum anlayisini hatirlatiyor.

ornegin su anda kalkip platonun diyaloglarini taklit etmeye calisirsak veya atina demokrasisini canladirmaya calisirsak, kotu bir taklitten oteye gidemeyiz. cunku biz keyfimize gore tarihin surecinin disina cikip baska bir yerden baslayamayiz. tarihsel diyalektik etkilesimlerin etkisi benligimizin en derin noktalarinda, dusuncelerimizin en orjinal sandigimiz koselerinde mevcutturlar; insani tanimlayan bu surectir. yani insan degisimin tarihi olmadan tanimlanamaz, o yuzden siz kalkip 2000 sene oncekiler gibi davranamaz dusunemezsiniz. mesela yaratici bir eserin ruhu (platonun diyaloglari gibi) o zamanin ve sartlarin ruhuyla (zeitgeist) sarilidir, bunu tekrar olusturamayiz, taklit edemeyiz.

sanirim bu dusunceyi en kolay anlama yolu -en azindan benim yaptigim- olaylari, yaratimlari, kavramlari, kisaca herseyi tarihe kayitli seyler olarak dusunmek. zamandan ayiramazsiniz zeitgeist kavrami yuzunden, ayirirsaniz da bu artik o sey olmaktan cikar.

bu diyalektik etkiden, surekli evrilen bu surecten bagimsiz olmamizin tek yolu, degisimin durmasidir. yani hersey dengeye gelmelidir, hicbir sentez yeni catismalara neden olmamalidir. catismanin durmasi ise geistin kendi bilincine varmasi surecini tamamlamasindan baska birsey degildir.

ornegin catismadan, dolayisiyla degisimden kurtulmus bir toplumda, ideal denge durumuna varilmis olacaktir. hegele gore bu toplumda, bireyler ozgurdurler ve kendilerinden cok daha buyuk olan toplum organizmasina hizmet ederler. [game theoryi hatirlayalim, kisiler yanlizca kendi cikarlarini degil, tum grubun cikarlarini da gozetirler. eger bireyin fedakarligi topluluk icin en iy yapilacak seyse, bencillik yapilmaz] goruluyor ki bu lockein yarattigi liberal bireycilikten farklidir.

simdi bu noktada ideal denge esittir ideal duzen esittir ideal devlet kavramini gorelim. hegel donemin prusyasinin bu noktaya ulastigini dusunerek sacmalar ve milliyetcilerin ekmegine yag surer. bu sag hegelciler, prusya devlet yapisini son nokta olarak goruyorlardi ve liberalizmin karsiti olarak devlete tapma gelenegini yarattilar. ancak sol hegelciler olarak bilinen bir grup da bu duzenin ideal olmadigini, dengeye ulasilmadan once koklu bir degisimden gecilecegini savunuyorlardi ki karl marx bu gruptandi. iste hegel efendi, hem komunizmin hem de nazizmin dusunsel atasi olarak garip bir rekora imza atmistir.

hegelin dusunceleri bu kadar. sahsen fichte ve schellingi birlestirmesini sacma buluyorum, ozellikle varolan seylerin bizden dogmus oldugu fikrine (fichtede de deginmistik). schopenhauerun da eserlerinde bol bol bahsetmis oldugu gibi, hegelin bilgikurami, kanttan sonra geriye dogru atilmis koca bir adimdir. ancak hegel'in uc fikri cok etkili olmustur.

birincisi elbette tarih anlayisidir. gercekligin ancak tarihsel surecler halinde anlasilabilecegi fikri, bugun bize cok dogal gelse de hegelden once ortada yoktu. eski filozoflar gercekligin karmasikligini kabul etmekle birlikte, icinde bulundugumuz zaman icinde gerekli tum verilerin mevcut oldugunu savunuyorlardi. tarihe bakis acisindaki bu devrim sadece marxla degil, darwinin evrim teorisiyle de cisimlesmistir.

ikinci fikri, evrendeki ve tarihteki bu degisimin akilci oldugu fikridir. yani hersey karman corman bir kaos icinde, iki ileri bir geri olmaz. cunku tez ve antitez akilci birsekilde dengeye ulasir ve her yeni sentezde, tarihsel surec "ilerlemis" olur. bu kavrami tarih bilincli olarak ilerler diye dusunmek yanlis. zira tez ve antitez iliskisinde bir bilinc ise karismiyorsa da, oyunun kurallari geregi, sonuc uzun vadede hep optimal oluyor ve degisim akilci olmus oluyor. marxin da odunc aldigi bu fikre onun entrysinde tekrar deginecegiz.

ucuncu onemli fikir yabancilasmadir: insan uygarlik suresince kendine dissal olan, sonralari kendini sinirlayacak olan bir suru kurum, gelenek ve kural yaratir. (burke burke burke diye bagiriyorum) isin ilginci bu kurumlar o kadar karmasilasir ki, bir noktadan sonra onlarin "bilinci" (yani birikimleri) insani asar. insanlar uygarlik surecinde yarattiklari bu seylerin yapisina giderek yabancilasirlar.

hemen bir ornek: din ve tanri inanci, sosyal hayatin karmasiklasmasiyla gelisir. bir suru kural, dogma dogar. insanlar genelde bu tanriya en cok deger verdikleri nitelikleri atfederler ve kendilerini bunun karsisinda olabildigince aciz ve hatali gorurler. bu psikoloji ve binlerce yilin getirdigi kultur birikimi icinde, insanlar tanriya yansittiklari ve ozlemini cektikleri niteliklerin aslinda son derece insani nitelikler oldugunu goremez. onun yerine tanri kendisinden cok daha farkli ve sonsuz kez daha ustun, bambaska birsey olarak gorurler. (kilit nokta, bu bambaskaligi hissederlerken, tanriyi insani niteliklerle tanimliyor olmalaridir) iste bu sekilde insan, kendi yaratimina inanilmaz bir sekilde yabancilasmistir. hegelin ardili meshur feuerbach bu ornegi ileri goturerek butun tanri kavramlarinin, nasil bariz bir sekilde insan zihninin ve kulturun urunu oldugunu gosterir.

iste hegel bu fikirleriyle 19.yyin ikinci yarisina damgasini vururken, genel olarak felsefesiyle de bircok 20.yy filozofunun sistemlerini etkilemistir [bunu derken, bu filozoflarin felsefelerini hegele karsi gelistirdiklerini kastediyorum]. tarih hakkindaki gorusleri en sonunda analitik bir karsit gorusu doguracak; liberalizmin insanlara nihai ozgurlugu getiremeyecegine, bu ozgurlugun bireyin toplumun icinde kendi isteklerini eritmesiyle mumkun olacagina olan inanci anti-liberal dusuncelerin katalizoru olacaktir. bunlari dedikten sonra gelelim sisteminin temelini neredeyse tamamen hegelden alan ve dunyayi degistiren bir filozofa: karl marx...

Bu Blogda Ara

Çok Okunanlar

r2d3 Dergi. Blogger tarafından desteklenmektedir.