Hayat Bilimi

Kapılar ....

Çok uzunmuş gibi geliyor insana hayat oysa değil. Başarılar , başarısızlıklar , sevinçler , hayal kırıklıkları her şey ama her şey bizden önce kurgulanmış ölçü birimleriyle kısacık “bi” andan fazla değil. Aşkları gerçekten hissettiğiniz “o” anları toplasanız koca ömrünüzde belki de 1 haftayı geçmeyecek bir zaman dilimi kalır elde. Sonrası aşk içine karışmış kıskançlık , ihtiras , ego savaşları içinde bir “aldım verdim ben seni yendim” sayışması. Bir problemi çözmüş olmanın huzuru , bir başkasına yaşattığımız mutluluğun içimizdeki izdüşümü bunlar da çok yer kaplamaz ortalama insan ömründe. Asıl vaktimizi yemeye ,içmeye , uyumaya harcarız. Brüttür yaşam, 70 yaşında ölen adam 40 sene yaşamamıştır aslında .buna rağmen böyle değilmiş gibi yapmayı severiz aşk bir ömür sürsün isteriz , mutluluk yıllarca devam etsin hep istenen , aranan yokluğu çekilen olalım diye hayal kurarız. Oysa sevdiğiniz adam ya da kadının gündelik hayatı içinde erimişsinizdir nasıl ki nefes aldığının farkında olmadan yaşarsa sizi de aklına çok getirmez. onun “her şeyi” ya da “her anının sahibi” değilsinizdir. Gerçekten işe yaradığınız , verimli olduğunuz bir işte çalışacak kadar şanslıysanız bile ne kadar faydalı , ne kadar başarılı olursanız olun yarın oradan çıkıp gittiğinizde düzen içindeki etkiniz ve izleriniz o kadar kısa sürede silinecektir ki inanamazsınız. Çoğumuzun hayatı 90 dakikalık bir holywood kurdelesindekinden bile daha az “gerçek” duygu ve başarıyla süslenmiştir. Rett Buttler kadar yakışıklı ya da kahraman olamayız , sevdiğimiz kadını aslında hiç inanmadığımız bir ideal ve fakat prensiplerimiz için bırakıp gidemeyiz. Thelma değiliz Loise’e sahip olabilecek , onunla ölebilecek kadar kendimizden vazgeçemeyiz. Çoğumuz Forest Gump bile olamıyoruz aşkı tarif etmekten aciziz oysa o ne güzel anlatmıştı filmdeki yarım akıllı hoppaya .bir gün herkes 15 dakikalığına ünlü olacaktı ya işte onu sosyal paylaşım ağlarında , sözlüklerde yakalamaya çalışıyoruz. “Burcucuğum çok güzel çıkmışın” oluyoruz ,yarılıyoruz , dağılıyoruz gülmekten yerlere düşüyoruz. Bazılarımız düştüğü yerden kalkarken gözü aynaya takılıyor çıldırmış kahkahaların uğultusunda yüzünde yarı akmış makyajla , kırmızı burnu, fırfırlı yakasını görüyor. Akıllı olanlarımız o görüntüye takılmadan kalkıp bu vodvildeki rolüne devam ederken kimimiz gözünden tek damla yaş süzülen o palyaço oluyor.devam edemiyor kahkahaları atan seyirci güruhuna takılıyor gözleri ,onların da ucuz bir zevkle hazırlanmış kostümlerine , bakımsızlıklarına , çelimsiz gölgelerine ilk defa “görerek” bakıyor.herkesin seyirci ve gene herkesin oyuncu olduğu bu salona onu getiren labirentin içinde , yolda bir yerlerde kılık kıyafeti düzgün daha az gülen insanlar da gördüğünü hatırlıyor.içinde yıllardır duyamadığı o tanıdık ses dönmelisin diyor , onlardan birini bul hiç olmazsa ,hatta birden fazlasını işte tam o anda salonun içinde kocaman bir anons patlıyor “sen son düzlüktesin “.bileceksin ki milyonlarca kişinin olduğu bu salondaki anonsun muhatabı senlerden , biri de gerçekten sensin.palyaçoluğa devam edemeyecek kadar yorulduğunu hissediyorsan bir yerlerdeki o kapıyı arayacaksın çılgınca. İçeri girdiğin o kapıyı , tanrıyı ,bilgiyi,sevgiyi,sadakati, zenginliği,huzuru,sevme yeteneğini. Sahte kapılara umutsuzca saldıracaksın duvarda bir resimden daha fazlası değiller oysa ki. "Cennet" e ya da “Nirvana” ya açılmayacak, torunlar ya da “ikinci bahar” kapısı da bir hologramdan fazlası değil ya” reiki” veya “atamızın kurduğu cumhuriyet” kapıları ne kadar gerçekler değil mi … Iıh onlar da açılmıyor. Burada kaldın artık herkese ve her şeye yabancı, yapılan eşek şakalarına kırgın , kızgın mutsuz bir esirsin. Keşke, keşke yolda koşarken yanından geçtiklerine bir daha rastlayabilseydin ……

Bu Blogda Ara

Çok Okunanlar

r2d3 Dergi. Blogger tarafından desteklenmektedir.