Hayat Bilimi

antidepresanların getirdiği mutluluk sanrısı

besi çiftliklerindeki tavuklar gibiyiz. içinde bir adım bile atamayacağımız kırılmaz,yırtılmaz kafeslerde esiriz. bi şekilde sürekli yumurtlamamazı sağlamak için açık tutulan ışıklardan gözümüz kamaşmış.televizyonlar , bu site, varolduğu bile şüpheli bir takım ışıltılı,tatmin dolu,kahramanca veya başarılı hayatlar. bi yerlerde klavyeden yazdıklarını okuduğunu düşündüğün o rüya perisi ya da her dediğini anlayan o duygulu , üzerine titremek için tanrıya yakaran düzgün "adam"hayal olduğunu bildiğimiz ama bu bilgiyle yaşatmayan hayaller. gitar solosu attığımızda çıldıran on binlerimiz olmadı , her dediğimizi not alan müritler , bindiğimizde göz kamaştıracak üstü açık spor arabalarımız, trend setter bir hayatımız da olmayacak. bunca sene zehirli bir şekerli suyla beslediler bizi kafayı kullanacaktık, kazanacaktık , satın olacaktık, sahip olacaktık insanlara ve paraya.

seni düşünen dünyayı güzelleştirecek sevgili,dost, aile ?
sen hele bir hayatını kazan da olur onlar dedi herkes... insanlığını ertele dediler sana hep. senin de işine geldi insanla ,duyguyla , zekayla gerçek hayatla uğraşmak zor geldi.bir anahtar var her kapıyı, her kilidi açıyor diye kandırdılar seni. daha doğrusu sen izin verdin buna.5 dakikadan fazla dinlemedin kimseyi, aramadın içindeki insanı ağlatan ,güldüren sanatı, düşünceyi.yüzeysel olmak kolaydı filmi ileri sardın adama yol verdin, hatunu siktir ettin. benim ben burdayım diye bağıran binlerce "şey" geçti elinden... anneannenin eşyalarını çöpe attın,dedenin anılarını dinlemedin ; bunamıştı zaten o...

hep sen biliyordun, herşey sadece senin başından geçiyordu ve en anlamlı tecrübeler sendeydi. aslında televizyondaki güzel kadın söylüyordu ne giymen gerektiğini.sinema perdesindeki adam söylüyordu sana neyi nasıl yiyeceğini , bir yandan da çapkınca göz kırparken. aranızda özel bir mesajlaşmaydı , senden başkası anlamamıştı.tanrı bile mesajlarını sadece sana yollamıştı ... herkes kurban kesmek zorunda olabilirdi ama sen hayvanlara kıyamazdın,içki kara kalabalıklara yasak olabilir ama sen "ağzınla" içiyordun sana sayılmazdı. hiçbirşey yapmak zorunda değildin , hiçbir kısıtlama ile bağlı değildin ama tanrı seni cennetine alacaktı . hiçbir şartını yerine getirmediğin bir sürü anlaşmanın sadece karşı tarafı bağlı kılacağına da inandığın gibi buna da inandın.

beyninin ve ruhunun iklimi hep "yaz" olan bir ağustos böceğiydin ama saz çalamazdın fakat onu da öğrenecektin onu da "bi ara"... öğrenmeye direndin, hissetmekten korktun ölümüne. giysilerin,aldığın, yediğin bunları "tarz" zannettin, "zırh" zannettin olmadı , olamadı ... içindeki aç çocuk bunlarla doyamamaya başladı sevilmek istiyordu, sevmek istiyordu, duyulmak, dinlemek istiyordu. senin ruhunun bu sıcak "yaz" ikliminde bile dudakları morarıncaya kadar üşüyordu. ne yedirsen , ne giydirsen ısınamaz olmuştu. bi yerde duymuştun donmamak için soyunup birilerine sarıldın iyice oysa o bedenlerde üşüyordu.

içindeki "insan" çocuğunun çığlıkları seni sağır edecek hale geldiğinde , ağlamalarıyla sinir krizlerine girdiğinde gene zehirli şekerli sularla onu kandırmaya çalıştın. doktorlara gittin , seni tanımayan , seninle ilgilenmeyen bir sürü adama , kadına hikayeni anlatmaya çalıştın ... seni gene de dinlemezlerdi içine karıştırdığın yeni yalanların olmasa da. dünya seni anlamamıştı, karın/ kocan seni umursamıyordu, kaç senelik arkadaşının sana yaptığına inanamıyordun. sen tertemizdin ve hikayen tek ve biricikti. buna inanmayı seçecek kadar gözlerin kör ve sezgisizdin artık...

daha fazla içtin, daha fazla seviştin , daha fazla tükettin insanları ve kendini ... derdini anlamadı kimse çünkü sen bile artık derdinin ne olduğunu anlayamayacak haldeydin. üşüyordu, ağlıyordu, bağırıyordu "için" ... herşeyin ilacı vardı ya beynini de "nezle" oldu zannettin. "bana ilaç ver doktorum" diye yalvardın ... avuç avuç tüketmeye başladın diğer yalanlarınla beraber. hala ağlıyorsun kimse duymadan, hala çığlık çığlığa için, yüzünde yaralar kesikler açıyor o içindeki desibeller ama hiç taviz vermedin yalandan aferin sana. kandır gene yeni gelenleri ve gidenler için kendini...

insan doğruyu duyar ve yanlış anlar genelde. ve o yüzden doğruyla kandırılır her seferinde.cehennem için ateşler içinde yanmak , kavrulmaktan bahsediyor ya hep kitaplar... evet öyledir ama orada çok üşürsün içindeki iklim soğuksa ...bu dünya başka bir hayatın cehennemi olabilir demişti adam. sanmam bu dünya bizim ve şu "an" ımızın cehennemi.daha öteki de gelecek artık eminim ...

"doktor bey geçen sefer verdiğiniz ilaçların bir faydasını göremedim" dedi orta yaşlı kadın , kocası karşısındaki sandalyede sanki parke taşlarının çizgilerinden bir resim çıkarmaya çalışır gibi gözlerini yerden ayırmadan oturuyordu. "eski ilacımı yazsanız ,üstüne de geceleri uyumak için bir ilaç daha ilave etseniz " diye ilave etti. doktor çekmecesinden çıkardığı reçeteye ilacı yazarken bir yandan düşünüyordu.
ilacın üreticisi firmanın reprezantıyla bu akşam yemeğe çıkacaktı "ilik gibi hatun, akşamı boş geçmeyelim aman diyim" dedi içinden....

Bu Blogda Ara

Çok Okunanlar

r2d3 Dergi. Blogger tarafından desteklenmektedir.