Hayat Bilimi

sabiilik

islamiyetin yayılma yıllarında anadolu'da ve mezopotamya'da, hıristiyanlığın yanı sıra, batıni doktrinden kaynaklanan saabilik inancı hüküm sürmekteydi. anadolunun bizans yönetimindeki topraklarında hıristiyanlık ön plandaysa da, özellikle doğu anadolu'da, fırat çevresinde saabiler çoğunluktaydı. saabilik çok eskilere, sümerlere kadar dayanan babil okulu öğretisinin halka mal olmuş şekliydi. tüm tek tanrılı dinlere şu ya da bu şekilde kaynaklık etmiş olan saabilik, büyük iskender'in bu toprakları fethi sırasında pisagorculukla tanışmış ve saabi öğretisi yeni bir ivme kazanmıştı. pisagoryen öğreti, saabiler arasında zaten var olan batıni inançların yenilenmesinde ve her iki akımın birleşerek, ismaililik denilen müessesenin oluşmasında rol oynamıştır.

saabilik, ilerde inceleyeceğimiz şamanizm gibi, ilk tek tanrılı din olan güneş kültü dininin, yüce tanrının sembolü olarak kabul ettiği güneşi, tanrının kendisi yerine koymuş bir inanış biçimidir. saabiler, başta güneş olmak üzere, yedi yıldıza tapınırlardı. bunlar, en yüce tanrı olan güneş tanrısı "şamaş", onun dişil yönü olarak kabul edilen ay tanrıçası "sin", ve diğer vasıflarının temsilcileri olan merkür tanrısı "nabu", venüs tanrısı "iştar", mars tanrısı "nergal", jüpiter tanrısı "marduk" ve satürn tanrıçası "ninutra" idi. saabiler, bu tanrı ve tanrıçaların yanı sıra, hermes'i, pisagor'u, orfe'yi de birer yarı tanrı olarak görüyorlardı.

kuran'da tek tanrılı dinler arasında, saabilik de sayılmaktadır. bunun nedeni, islamiyet'in birçok söyleminin ve tapınım tarzının saabilikten geliyor olmasıdır. namaz kılma, oruç tutma, kurban kesme ve kutsal yerleri ziyaret etme, yani hac gibi ibadet tarzlarının yanı sıra, her namaz öncesi abdest alma gibi adetler, hep saabi kökenlidir. saabilikte, yedi gezegenin her biri için, günde yedi kez namaz kılınırken, bu sayı islamiyet'te beşe indirilmiştir. ay görününce oruca başlanması ve izleyen ayın başında bitmesi geleneği, islamiyetten önce saabiler arasında görülmektedir. halife memun döneminde müslüman orduları, harran'da saabilerle karşılaşmışlar ancak, diğer güneş kültü inanırlarının hepsi putperest diye nitelendirilerek, islamiyeti kabule zorlamışlarken, saabilere, hıristiyan ve yahudilere tanındığı gibi, belli bir miktar para vermeleri karşılığında kendi inanç sistemleri içinde kalmaları hakkı verilmiştir.

saabilik'te, her gezegen için her gün namaz kılınmasının yanı sıra, haftanın günlerinin her biri, bir gezegene özel ayinler düzenlenmesi için ayrılmıştır. pazar günleri güneş ayinlerine, pazartesi ay ayinlerine, salı mars, çarşamba merkür, perşembe jüpiter, cuma venüs ve cumartesileri de satürn ayinlerine ayrılmıştır. latince kaynaklı batı dillerinde günlerin isimleri, bu güneş kültünün günümüze yansımasından başka bir şey değildir. örneğin pazar "sunday" güneş günü, pazartesi "monday" ay günü ve cumartesi "saturday" de satürn günüdür.

bu tapınım şekli, iskender işgali döneminde pisagoryen öğreti ile karşılaşılınca bir nebze değişmiş ve saabilik, bir yüce varlık ve onun yönetimi altındaki altı yardımcısına inanmak şekline dönüşmüştür. aynı dönemde hava, su, toprak, ateş gibi dört temel elemana, cansız varlıkların, bitkilerin ve hayvanların da ruhları bulunduğuna, yüce varlığa yalnız sevgi ile ulaşılabileceğine inanmak gibi batıni inanç biçimleri de saabiliğe yerleşmiştir. saabiler için artık, hermes, orfe ve pisagor ulu tanrı ile bir olmayı başarmış yüce ruhlar, yarı tanrılardır.

saabilik'te de, diğer batıni ekollerde olduğu gibi sır saklamak esastır. saabiler, kendilerinden olmayanlara sırlarını kesinlikle vermezler. saabiliğin yozlaşmış bir devamı niteliğinde olan günümüz yezidiliğinde, aynı sır saklama prensibi olduğu gibi korunmakta ve yabancılar, topluluk içine kesinlikle alınmamaktadır.

saabilerin sır ayinleri, gezegenlere ithaf edilmiş mabetlerin altındaki salonlarda yapılırdı. bu salonlar, önce aslına tapınılan, pisagoryen etkileşimden sonra birer sembol haline dönüşmüş olan gezegenlerin heykelleri ile doluydu. saabiliğin bir kolu da arap yarımadasındaydı. ibrahim ile birlikte mısır'a göç eden saabilerin bir kolu da, yemen'e gitmişti. kuran'da, bu yemen inanışına değinilmekte ve onlardan tek tanrılı "hanif din" inanırları olarak bahsedilmektedir. islamiyet üzerinde, öğretileriyle etkili olan da, saabiliğin bu koludur.

bazı araştırmacılara göre, ibrahim ve oğulları tarafından hicazda inşa edilen kabe, bir güneş tapınım merkezidir. kureyşliler, kendilerinin ismail neslinden olduklarını söylerler. ismail, hicaz'a yerleştikten sonra cürhum kabilesinden bir sami kadınla evlenmiş ve babası ibrahim ile birlikte kabeyi inşa etmiştir. ibrahim ve ismail mekkede, "kabe tarikatı" adı altında, mabedi korumakla görevli batıni bir örgüt kurmuştur.

yemen sabaları ve muhammedin atalarının kökleri, bu örgüte dayanmaktadır. nitekim, yüzyıllarca ailesi kabeyi koruyan muhammedin de, kabe ve civarını emniyet altına almakla görevli bir tarikatın üyesi olduğu yolunda bilgiler, günümüze kadar ulaşmıştır. hılfül füdul adıyla, ibrahim tarafından kurulan kabe tarikatının amacı, mabedin düşmanlardan korunmasının yanı sıra, tek tanrılı din inancının da yaşamasının sağlanmasıdır. bu dinin inanırlarına hicazda, hanif din inanırları denilmiştir. tarikat, zamanla zayıflamışsa da, muhammed'in amcalarından ez zübeyr, hanif dinin bir gereği olan hac ibadeti döneminde kabileler arasında çıkabilecek çatışmaları engellemek ve ticareti geliştirebilmek amacıyla "allah'ın sulhu ayları" müessesini kurmuş, sulhu korumak için de, eski hılfül füdul teşkilatını canlandırmıştır. islamiyetin ilanından önce kurulmuş olan "allah'ın sulhu ayları" müessesinin adından da görüleceği üzere, "allah" , hanif dinin tek tanrısının adıdır ve islamiyet'e, bu dinden geçmiştir.

yeniden canlandırılan hılfül füdul, zalimlere karşı mazlumların hakkını savunmak için yemin edenlerden oluşmuştur. üyelerinin tamamı, hanif din inanırıdır. üyelere, savaş sanatının yanı sıra, hanif dinin öğretileri de verilmiştir. muhammed'in ailesi beni haşim, muhammedin annesinin ailesi beni zühre, ebu bekirin ailesi beni teym ile, beni muttalip, bu teşkilatın bel kemiğini oluşturmuşlardır. mekke halkı arasında lakabı "el emin" olan muhammed'in, bu teşkilata üye olmaktan gurur duyduğunu sık sık ifade ettiği belirtilmektedir. islamiyetin, zor ilk yıllarında da muhammed'e, bu hatırı sayılır bir kuvvet olan teşkilatın, büyük yardımları olmuştur. muhammed ve islamiyet karşıtlarının, onu öldürme girişimleri, bu teşkilatın üyelerinin yardımı ile, atıl kalmıştır. bu bilgilerden, muhammed'in amca oğlu ali'nin de, aynı teşkilatın üyesi olduğu sonucu çıkarılabilir. ali ile karşıtları arasındaki hilafet çekişmesinin de, islamiyetin hanif din yanlıları ile, ortodoks sünniler arasındaki bir çekişme olduğu düşünülebilir. islamiyeti sonradan kabul etmiş tüm batıni ekol yanlılarının ali yandaşı olmalarının altında da, benzer idealleri paylaşma olgusunun yatması kuvvetle muhtemeldir.

kaynak : http://historicalsense.com/Archive/Ismaililik_2.htm

Bu Blogda Ara

Çok Okunanlar

r2d3 Dergi. Blogger tarafından desteklenmektedir.