Hayat Bilimi

Kaçan Kovalanır (mı?)


Bir kadını erkeğe bağlayan en güçlü neden umursamazlık. Yapılan araştırmalar bunu gösteriyor. Umursamazlık hali uzadıkça kadın daha çok çaba harcıyor, kendini fark ettirmek için çırpınıp duruyor, işin ilginç yanı asla vazgeçmiyor. Daha da üstüne gidiyor. Bu bazen aylar sürebiliyor. 

Uzakdoğu felsefesine göre "umursamazlık", "bağımlı olmamaya bağımlı hale gelmek" demek. "Bağımlılık ve umursamazlık bıçak sırtı gibidir," diyor filozoflar...

"Biri bir uçsa, diğeri öbür uçtur." Umursamazlığın anlamı da, insanda yarattığı duygu da pek olumlu değil ama aşkta çok prim yapıyor. Dozunda olduğunda ilişkiye tutku ve heyecan katıyor fakat fazlası bir tarafın bağımlı, diğer tarafın da aşırı bağımsız hale gelmesine neden oluyor. Dengeler bozuluyor, ilişki tökezliyor ve bir süre sonra her şey sona eriyor. Neden erkek kadını umursamadığında kadın çıldırma noktasına geliyor da aynı şeyi kadın yapsa erkekteki etkisi kadındaki kadar büyük olmuyor? Uzmanlara göre bunun sebebi; gündüzle gece, siyahla beyaz arasındaki fark gibi...

Kadınla erkek yapı olarak birbirinden çok ayrı. Kadın ve erkeğin aşık olma biçimi birbirine tamamen zıt. Psikolog ilkim Öz, "Kadın aşık olunca yaşamının odak noktası erkek oluveriyor. Her an onu düşünüyor; onun için nefes alıyor sanki, ilişkide en küçük ters giden bir şey olursa dağılıyor ve çok kolay depresyona giriyor. Ama erkek böyle değil, o aşıkken halı saha maçına da gidiyor, arkadaşıyla barda uzun uzun entelektüel sohbetlere de dalabiliyor. Bu, birinin daha çok aşık, diğerininse daha az olduğu anlamına gelmiyor" diyor. Nedenlerden bir diğerini de psikolog Gülgün Alptekin açıklıyor. Kadındaki en büyük korkunun aşkı kaybetme korkusu olduğuna dikkat çeken Alptekin, kız çocuğunda da erkek çocuğunda olduğu gibi ilk sevgi nesnesinin anne olduğunu söylüyor: "Freud kadınlarda başlıca korkunun nesnenin sevgisini kaybetme olduğunu belirtmiştir. Kız çocuğu için nesne sevgisinin kaybı hayatının tüm dönemlerinde önem taşır." İstanbul Üniversitesi öğretim görevlilerinden psikolog Tevfika Tunaboylu ikiz ise kadınların en büyük korkusunu, "sevilmemek ve sevgilerine yanıt alamamak" olarak açıklıyor.

Madem en büyük korku sevilmemek, kadın için aşık olduğu erkeğin umursamaz tavırları da bir sevgisizlik göstergesi gibi algılanıyor ve kadın bu sevgiyi yeniden kazanmak için çabalamaya başlıyor. Erkeğin umursamaz tavırlarının altında ise birden fazla neden yatıyor: ince düşünememe, sahiplenmeci davranış (nasıl olsa benim, bir yere kaçmaz), bağlanmaktan korkma, bencillik, yalnızlığından haz alma ve daha pek çok neden.

Bir Aşkın Bitişi

Ancak umursamazlığın aşırıya kaçması bir ilişkinin sonunu hazırlıyor, işte bir bitiş öyküsü:

"Birbirimizi çılgınca seviyorduk ama şimdi sıfır noktasına geldik. Çözümsüzlüğe, dolayısıyla ayrılığa sürüklendik. Nedeni sevdiğim adamın boşvermişliğiydi. Önceleri niçin böyle davrandığını bilmiyordum. Kendimi suçluyordum ve onun dikkatini çekebilmek için çırpmıyordum ama artık halim kalmadı. Çünkü başına buyruk tavırları kronik bir hal almıştı. Önceleri onu kaybetmekten o kadar korkuyordum ki, hiç yokmuşum gibi davranmasına göz yumuyordum. Gıkım çıkmıyordu. Kendim olmaktan çıkmıştım, onun uydusu haline gelmiştim. O ise sanki yanında değilmişim gibi davranıyordu. Kendi kendine programlar yapıyor ve birçoğuna beni dahil etmiyordu. Gönlü isterse çağırıyordu. Ben o ne zaman çağırsa koşa koşa gidiyordum, istemezse yanında durmak mümkün değildi. Sonunda bitti, kuş gibi hafifledim ama yaralı bir kuş gibi."

Virginia Üniversitesi'nden psikolog Dr. Bella DePaulo'nun ise bu konudaki görüşleri şöyle: "Zaman her acının ilacı ama aynı zamanda da her aşkın birinci dereceden katili... Yeni bir ilişkiye başladığınız anda şunu bilin ki saatli bomba da geri sayıma başladı. Cicim aylarının bitmesinden sonra gelen boşvermişlik, o tuhaf 'Nasıl olsa benimle' duygusu, birbirine alışmanın getirdiği umursamazlık ve özensizlik her ilişkiyi sıradanlığa sürüklüyor ve bu sıradanlık, taraflardan biri 'Beraberliğimizin bir anlamı kalmadı' diyene kadar sürüyor" diyor.

DePaulo, ilişkiye bir bebek gibi davranmak gerektiğine inanıyor: "Bebeğinize birkaç yıl bakıp sonra 'Nasıl olsa kendi kendine büyüyor' deyip bir kenara mı atacaksınız? Aşkınıza sahip çıkın ve her aşamasında ona emek vermeye hazır olun. Birbirinizle ilgilenin, birbirinizi özleyin, konuşun, fikirlerinizi paylaşın ve sorunları, büyüyüp çözümsüz hale gelmeden oturup tartışın. Kısacası, ikiniz de gayret gösterin, yorulun, terleyin."

Bu Blogda Ara

Çok Okunanlar

r2d3 Dergi. Blogger tarafından desteklenmektedir.