Gizli Evrimsel Silahımız: Tek Eşlilik - Erkekcom E-Dergi

Yeni

8 Ekim 2018 Pazartesi

Gizli Evrimsel Silahımız: Tek Eşlilik


Memeliler, tek eşlilik düşkünü bir grup değildir. Hatta tek eşlilik, türlerin %10’undan daha azında yalnızca iki bireyin çiftleşmesi olarak yaygındır. Grubun primat kolu ise, evlenmeye görece da...

Memeliler, tek eşlilik düşkünü bir grup değildir. Hatta tek eşlilik, türlerin %10’undan daha azında yalnızca iki bireyin çiftleşmesi olarak yaygındır. Grubun primat kolu ise, evlenmeye görece daha yatkındır. Her ne kadar primat türlerinin %15 ila %29’u çiftler halinde yaşamayı seçse de, çok daha azı insanlardan aşina olduğumuz tek eşlilik (iki kişi arasındaki cinsel partnerlik) durumuna yönelirler.
Açıktır ki, insanlar kusurlu bir performans geçmişine sahiptir. Flört eder, evlenir, boşanır ve bazı kültürlerde birden fazla kişiyle evlilikler de görülür. Esasında, çok eşlilik, birçok toplumda da görünür. Gerçi, çok eşliliğe izin verilmese de, azınlık da olsa bu durum görülmeye devam ediyor. Çoğu insan topluluğu, nüfusun büyük bir bölümünün kalıcı, cinsel açıdan seçkin çiftlerle eşleşeceği varsayımı etrafında toplanmıştır. Ve görünüşe göre de; tek eşlilik türümüz için iyi bir seçim olmuştur. “Eş bağları”, bilimsel ifadeyle tek eşli ilişkiler, insan sosyal sistemlerinin ve evrimsel başarımızın merkezinde yer alan arkaik bir atada ortaya çıkan önemli bir adaptasyondur. University of Montreal’den antropolog Bernard Chapais’e göre, eş bağları sahibi olmamız sayesinde diğer birçok türe kıyasla çok daha büyük bir avantaj sahibiyiz.
Tek eşlilik, aynı zamanda insana özgü bir şey olan, yaşadığımız geniş ve kompleks sosyal ağların da temelini oluşturur. Diğer primat yavrular, akrabalık bağlarını yalnızca anneleriyle kurarken, insanlar, her jenerasyonun aile bağlarına kadar genişleyebilen iki ebeveynin akrabalık bağlarını takip eder. Chapais’in görüşünde, tek eşliliğe eşlik eden bu tarz bağlar, insan toplumlarının iki önemli özelliğini oluşturur.
Bilim insanları uzunca bir süredir, insan tek eşliliğinin işaretlerini ve kökenini anlamakta güçlük çekiyordu. Ne zaman evlenmeye başladık, bu durum neden avantajlıydı ve bir tür olarak yaşamayı sürdürmemizde çiftler nasıl bir başarıyı dürtüledi gibi temel sorular çözülememiş ve tartışmalı olmuştur, fakat yeni araştırmalar, bizi, söz konusu bu gizemin çözümüne daha da yaklaştırmıştır.

Çift Olmanın Kökenleri

En uzak atalarımızın tek eşli olması tamamen mümkündür. Ken State University’den antropolog Owen Lovejoy, fosil kayıtlarının, tek eşliliğin, Etiyopya’da keşfedilen ve 4.4 milyon yıllık, “Ardi” (Ardipithecus ramidus) ismiyle bilinen bir dişi iskeletinden bile önce ortaya çıktığını gösterdiğini söylüyor. Lovejoy’un hipotezine göre, evrimsel dallanmada, insan ve büyük apelerin son ortak atadan ayrılmasından hemen sonra, yani 7 milyon yıldan daha uzun bir süre önce, atalarımız dönüştürücü bir üçlü davranışa adapte oldu; iki ayak üzerine kalkmasıyla serbest kalan kollarını yiyecek toplamak için kullanmak, eş bağları oluşturmak ve dişi ovulasyonunun dış sinyallerini gizlemek. Birlikte evrilen bu yenilikler, insansıların şempanzelerden ayrıldığında ortaya çıkan bir kabile olan homininler için, maymunlara nazaran bir üreme sınırı oluşturdu.
Bu hipoteze göre, alt sıralarda bulunan hominin erkekleri, enerjilerini birbirleriyle kavga ederek harcamaktan ayırıp, dişiyi cezbedici bir davranış olan dişi için yiyecek bulmaya yönlendirdiğinde, atasal çok eşli çiftleşme sistemi de eş bağlılığıyla yer değiştirdi. Dişiler, yiyecek bulan erkekleri agresif dövüşçülere tercih etti ve daha iyi olan avcı toplayıcılarla bağ kurdu. Nihayetinde de, partnerleri yiyecek toplamak için gittiğinde, dişiler, farklı erkeklerin ilgisini çekebilecek cinsel organlarındaki şişlikleri ya da seksüel hassaslığın diğer işaretlerini kaybettiler.
Bu duruma kanıt olarak da, Lovejoy, Ardipithecus ramidus’un dişlerini gösteriyor. Yaşayan apeler ve fosil apelerle karşılaştırıldığında, Ardipithecus ramidus’da; erkek ve dişi köpek dişleri arasındaki farklarda belirgin bir azalma olduğu görülüyor. Evrim, birçok erkek primatın hançer gibi olan köpek dişlerini; dişiye ulaşmak için girdiği kavgalarda kullanılmak üzere korkutucu birer silaha dönüştürmüştür. Yalnızca ilkel homininler için değil, şu an ağzınızda bulunanlarla akraba olan erkek gorillerin köpek dişlerini gözünüzün önüne getirin. Her iki cinsiyette de insanlar –Ardipithecus örnekleri de dahil olmak üzere homininlere özel tehdit edici bir özellik olmayan–, küçük, kısa köpek dişlerine sahiptir.
Primatlardaki çiftleşme davranışı, aynı türün erkeği ve dişisindeki vücut kütlesi ile boyutu arasındaki farkları gösteren eşey ayrılığı arasında bulunur. Bir primat türündeki iki şekillilik (dimorfizm) arttıkça, erkeklerin dişiler için kavga etmeleri daha muhtemel hâle gelir. Bir uçta, çok eşli erkek goril, dişilere kıyasla iki kat daha büyük olacak şekilde büyürken, öteki uçta, çoğunlukla tek eşli olan şebek maymunlarının hem erkeği hem de dişisi hemen hemen aynı boyutlardadır. İnsanlar ise, dimorfizm spektrumunda şebek maymunlarına daha yakın bir noktada bulunur. İnsan erkekleri, dişilere kıyasla %20 oranında dah büyük kütlelidir. Fakat, yine de fosil kayıtlarıyla yapabileceğimiz çok daha fazla şey söz konusu. University of Arkansas’tan paleoantropolog J. Michael Plavcan, fosilleşmiş kemiklerden, insansıların sosyal yaşamlarına dair çıkarımlarda bulunurken çok dikkatli olunması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor. Yazımızın ilk bölümünde değindimiz “Lucy”nin ait olduğu tür olan ve 3.9 ila 3 milyon yıl önce yaşamış olan Australopithecus afarensis’i düşünün; tıpkı Ardipithecus’ta olduğu gibi A. afarensis de küçük köpek dişlerine sahiptir, fakat bu türün iskeleti, modern şempanzeler ve goriller arasında bir dimorfizm seviyesi gösterir. Plavcan’a göre bu durum; böylesi bir vücut büyüklüğü dimorfizmine sahip olmak, A. afarensis erkeklerinin dişiler için kavga ettiğini gösterirken, köpek dişi (olmayışı) dimorfizmi ise kavga etmediklerine işaret ediyor. Yani ortada çözülmesi gereken bir puzzle var.
Sırtı açık renkli erkek goril (sağda) topluluğunu yönlendiriyor. Çok eşli olan goriller, bir baskın erkek, birden fazla dişi ve yavrulardan oluşan küçük gruplar halinde yaşar.
Öte yandan, birçok antropolog Lovejoy’un ulaştığı sonuç olan; eşleri ve yavruları için yiyecek sağlayan tek eşli erkeklerin milyonlarca yıllık bir insansı stratejisi olduğu konusunun tartışmalı olduğunu ileri sürüyor. Evolutionary Anthropology’de yayımlanan bir araştırmada, Chapais, insan ailesinin ve sosyal yapısının (tek eşlilik, ebeveynlerin anne babasını da içerisine alan geniş akrabalık ilişkileri ve büyük sosyal bağlılıklar) özgün özelliklerinin, adım adım ortaya çıkan bir sonuç olduğunu ileri sürüyor. İlk adımdan önce, hem erkek hem de dişi insansılar, tıpkı şempanzeler gibi partner konusunda rastgele bir cinsel ilişki biçimi yaşıyordu. Daha sonra, gorillerdeki gibi bir tek eşliliğe geçiş ortaya çıktı. Fakat, birden fazla eşi elde tutmak zor bir iştir. Bu durum, eşler için daha fazla kavga edilmesi ve daha fazla dişinin korunması anlamına geliyordu. Tek eşlilik, çok eşliliğin gerektirdiği bu aşırı çabanın hafifletilmesi için ortaya çıkmış en iyi yol olabilir.
Çoğu araştırmacıya göre, cinsimiz olan Homo’daki bu değişimin, Homo erectus‘ta görülen fiziksel değişimlerle uyumlu bir biçimde 2 ila 1.5 milyon yıl önceki bir periyotta ortaya çıktığını ileri sürüyor.  H. erectus, kendinden öncekilere kıyasla daha büyük ve modern insana daha fazla benzeyen bir vücut tipine sahipti. Lucy türünün büyüklüğünden kabaca iki kat daha büyük olan H. erectus, aynı zamanda da seksüel olarak daha az dimorfizm durumu ortaya koyar ve Homo cinsinin ilk türüdür. Ayrıca, sınırlı fosil delilleri, H. erectus dişilerinin, erkeklerin fiziksel yapısına yaklaşmaya ve modern insandaki dimorfizm ile benzer bir dereceye ulaşmaya başladığını ortaya koyuyor. Bu da H. erectus‘un, atalarına kıyasla bu anlamda daha az rekabetçi olduğuna işaret ediyor. Çünkü, benzer vücut büyüklüğüne sahip primatlar tek eşli olma eğilimi gösterir, bu değişim de daha özel bir çiftleşme davranışına doğru evrilişin bir işareti olabilir.

Stratejik Partnerlik

Eğer bilim insanları; insanların ne zaman tek eşli oldukları konusunda uzlaşı sağlayamazsa, bu durumun neden ortaya çıktığı konusundaki beklentimiz daha da uzayacağa benziyor. 2013 yılında, birbirinden bağımsız iki araştırma ekibi, mevcut literatüre bağlı şekilde hangi davranışların tek eşliliğe neden olduğunu belirleyen iki ayrı istatistik araştırması yayınladı. Her iki araştırma da, tek eşliliğe dair 3 tutarlı hipotezden (dişi aralıklı, çocuk ölümlerinden kaçınma ve erkek ebeveynin gerçekleştirdiği bakım) en iyi açıklamayı geliştirmeyi amaçladı.
Dişi aralıklı hipotez, dişilerin sınırlı yiyecek kaynaklarına daha fazla erişebilmek için daha büyük alanlar oluşturmaya başladıktan sonra tekelciliğin ortaya çıktığını ve bu süreçte birbirlerine daha fazla mesafe koyduklarını ileri sürmektedir. Dişiler birbirinden uzaklaştıkça, erkekler birden fazla eş bulmak ve bu eşleri elinde tutmak için daha fazla zorlanmıştır. Tek bir dişi ile yuva kurmak, yaşamı daha kolay hale getirmiş ve topraklarında devriye gezerken eşinin yavrularının kendisinin olduğundan emin olmasını sağlarken, erkeğin yaralanma riskini de azaltmıştır.
University of Cambridge’den zoologlar Dieter Lukas ve Tim CluttonBrock, 2545 memeli türü üzerinde yürüttükleri istatistiksel analiz çalışmasıyla bu düşünceye deliller sağladılar. Science‘da yayımladıkları araştırmanın verileri, memelilerin yalnız başladıklarını; ancak sonrasında bir tür veya bir başkasının evrimsel süreç boyunca 61 farklı zamanda tek eşliliğe geçtiğini ileri sürüyor. Tek eşlilik, genellikle etçillerde ve primatlarda ortaya çıkmıştır, dişiler için zengin (örneğin; protein bakımından zengin leşler ya da olgun meyveler) ancak nadir bulunan (genellikle geniş bölgede bir arama ile elde edilebilen) bir beslenmeyi gerektirdiğinde, türler çiftler halinde kalmaya yatkın hale geldiler. Elde edilen bulgular, tek başına bulunan dişilerin erkekleri meşru partnerleri haline sürüklediğine ilişkin güçlü istatistiksel destek sağlıyor. Lukas, bu durumun her ne kadar insan dışındaki memeliler için geçerli olabileceğini ancak insanlar için kolaylıkla geçerli olmayabileceğini kabul ediyor. Çünkü, insanın doğuştan gelen sosyalliğine dair, erişilebilir dişi yoğunluğunun azlığını ileri süren bir hipotez üzerinde uzlaşmak zordur. Atalarımız, tıpkı diğer memeliler gibi açık ovalara saçılarak dişiler için fazlasıyla sosyalleşmiş olabilirler. Fakat, teori; eğer tek eşlilik, gruplar halinde yaşamaya başlamamızdan önce insansılarda ortaya çıkmış ise potansiyel olarak insanlar için de geçerli olabilir.
İkinci hipotez ise, tek eşliliğin yavrulara dönük ölümcül bir şiddet tehditinden kaynaklanmış olabileceğini ileri sürmektedir. Eğer, bir topluluk içinde, rakip bir erkek baskın erkeğe meydan okumuş ya da statüsünü almaya kalkışmışsa, gaspçı babası olmadığı yavruları öldürebilir. Anneler, yağmacı erkeğe genlerini yayma şansı vererek yavruları emzirmeyi bırakabilir ve tekrar yumurta dönemine geçebilir. Yavru ölümlerini önlemek için, dişi, kendisini ve yavrusunu koruyacak bir erkek seçebilir.
Eğer, bir topluluk içinde, rakip bir erkek baskın erkeğe meydan okumuş ya da statüsünü almaya kalkışmışsa, gaspçı babası olmadığı yavruları öldürebilir.
University of College London’dan antropolog Kit Opie, çocuk ölümlerinden kaçınma hipotezine; Proceedings of the National Academy of Sciences’da yayımladığı araştırmasıyla deliller sağlıyor. Opie ve beraberindeki ekip; 230 primat türü için primat evrimine dair bilgisayar simülasyonları kullandı ve tek eşliliğin kökenine dair üç belirgin hipotezden hangisinin doğru olma olasılığının en yüksek olduğuna karar vermek için Bayesian istatistiksel analizini uyguladı. Ekip, primatlardaki tek eşlilik ve üç hipotetik tetikleyicinin her biri arasında anlamlı bir korelasyon tespit etti. Ancak yalnızca bebek ölüm tehditinde; birden fazla primat soyunda tek eşliliğin önce görüldüğü ortaya çıktı.
Modern primatların biyolojisi ve davranışları, bebek ölümünün tek eşliliğe yönlendirdiğine dair daha makul bir sonuç sunuyor. Primatlar, bebek ölümü açısından son derece risk altındadır. Çünkü, gelişmek için zamana ihtiyacı olan büyük beyin sahibi olmaları bebeğin doğumdan sonra uzun süre bağımlı ve savunmasız kalmasına neden olur ve bebek öldürmek, 50’den fazla primat türünde gözlemlenen bir durumdur. Öldürme biçimi genellikle, grup dışından gelen bir erkeğin baskın olmak ya da dişiye erişmek için savunmasız bebeğe saldırması biçiminde gerçekleşir. Fakat delillere dair bazı sınırlılıklar söz konusu; hemen hemen tüm bu türlerin karışık veya çok eşli çiftleşme sistemleri vardır, bu yüzden yaşayan primatlarda bebek ölümünün dağılımı; tek eşliliğin bebek ölümü büyük bir tehdit olduğunda evrimleşmiş olması gerektiği tahminiyle uyum göstermiyor.
Üçüncü hipotez ise, tek eşliliğin evrimine dair; erkeğin ebeveynlik görevlerine ilişkin üzerine düşeni yapmasının altını çizer. Bir anne için tek başına bebek yetiştirmek, kalori ve enerji açısından oldukça maliyetli olabilir, aileyle kalan, yiyecek sağlayan ya da diğer bakım görevlerini üstlenen bir babanın olması, bebeğin hayatta kalma şansını arttırır ve anne ile bağların güçlenmesini sağlar. Salt babanın, çocuğun bakımına dahil olmasının tek eşliliği güçlendirdiği düşüncesini ileri sürüyor. Anneler, bebeklerini emzirmek için gerekli olan besinleri karşılayabilmek zorundadır. Bununla birlikte, primatlar ve insan avcıları için bir bebeğin taşınması, özellikle de bir omuz askısından ya da başka bir tutucu şeyden faydalanmadan taşınması, emzirme ile kıyaslandığında daha fazla enerji gerektiren bir durumdur. Dolayısıyla, bebeğin erkekler tarafından taşınması, dişinin serbest kalmasına, kendi enerjisini korumasına ve yiyecek ihtiyacının karşılanması için arama çalışmalarında bulunmasına olanak tanır.
Güney Amerika’daki Azara baykuş maymunu, babalık bakımının tek eşliliği nasıl güçlendirdiğine dair bazı kavrayışlar geliştirmemize neden olabilir. Bu maymunlar; yetişkin bir erkek, eş bir dişi ve bir ya da iki yavru biçiminde küçük aile grupları şeklinde yaşar. Anne maymun, doğumdan sonra bebeğini kalçasının üzerinde taşır. Fakat bebeğin babası, bebeğin iki haftasından itibaren taşınma, bakım, oyun oynama ve beslenmenin büyük bir bölümünü üstlenir. Yetişkin partnerler kelimenin tam anlamıyla sık sık kuyruk dokunuşuyla temas halinde olurlar ve erkeklerin hem kadına hem de yavrularına yakın olması, daha derin duygusal bağların gelişmesine neden olabilir.
Azara baykuş maymunları kuyruk temasıyla, hem partnerler hem de yavrular birbirine yakın durarak daha derin duygusal bağların gelişmesine neden olur.
Öte yandan, Mart ayında Proceedings of the Royal Society B‘de yayımlanan bir çalışmada, Azara baykuş maymunlarının tek eşli olduklarına dair genetik delil sağlandı, bu da insan olmayan bir primat için ilk genetik doğrulama oldu. Azara baykuş maymunları arasındaki çift bağları ortalama 9 yıl boyunca sürüyor ve aynı partner ile kalan maymunlar daha iyi bir üreme başarısı (herhangi bir çiftleşme sistemi altındaki evrimin son oyunu) gösteriyor.
Peki, güncel olan iki istatistiksel çalışma, baba bakımı hipotezine dair ne söylüyor? Her ikisi de, babalık bakımının, tek eşli çiftleşmeyi tetikleyen rakip hipotezler arasında en az ihtimale sahip olduğu sonucuna vardı. Fakat, Lukas’a göre; türlerin neden tek eşli kaldığına dair babalık bakımının hala bir açıklama getirebileceğini ileri sürüyor.
University of California’dan antropolog Sarah Hrdy; tek eşli ebeveynliliğin; bir maymunu, bir insan gibi akıllı ve sosyal yetişmek için yeterli olmadığını söylüyor. Bir –insan– bebeği, doğumdan yetişkinliğe kadar olan uzun yolculuğunda yaklaşık 13 milyon kalori tüketir, ki bu miktar; yalnızca bir anne için değil ona yardım eden bir eş olsa dahi oldukça fazla bir yüktür.  Bu ihtiyaç, birçok toplumda annelerin, çocuk bakımı ve yiyecek tedariği için babaanne, anneanne ve dedeler gibi diğer aile üyelerinin yardımına neden ihtiyaç duyduğunun bir açıklaması olabilir. Pek çok toplumda, anneler, doğumdan hemen sonra bebeklerini başkalarının kucağına verebilirler. Bu durum son derece güzel bir işbirliği örneğidir. Hiçbir ape türü böylesi bir akraba bakımı örneği göstermez.
Hrdy’e göre; ebevenylerin anne-babasının da çocuk bakımına yardımcı olduğu bir sosyal sistem olan bakım işbirliği, yaklaşık 2 milyon yıl önce Homo erectus‘la başlayarak antik atalarımız arasında da evrimleşmiştir. Homo erectus, kendi atalarına kıyasla daha büyük bir vücut ve beyin yapısına sahipti, hatta yapılan tahminlere göre, bir Homo erectus vücudu için gerekli olan metabolik enerji kendinden önceki diğer insansılara kıyasla %40 oranında daha fazlaydı. Eğer H. erectus, insan benzeri bir uzun süreli gelişim ve başkalarına bağımlılık yoluna girmeye başladıysa, daha büyük beyinli bebeklerin büyütülmesinde; çocuk bakımı için ebeveyn anne-babasının da yardımcı olduğu bakım işbirliği gerekmiş olabilir.
Bir hayvan, geniş bir beyin sahibi olmanın gerektirdiği enerji bedelini karşılamak için, doğum süresini ya da gelişme hızını azaltmalıdır ya da her ikisini birden yapmalıdır. Fakat insanlar, beyin hacmi 1,100 ila 1,700 cm3 arasında olan bir canlının sahip olması gerekenden daha kısa yetiştirme süreleri ve üreme başarısı elde etmiştir. University of Zurich’ten Karin Isler ve Carel van Schaik; bu başarıyı, Homo erectus‘un yavrularına daha büyük bir beyin gelişimi için yeterli enerjiyi sağlarken daha sıklıkla üreme başarısı göstermesini mümkün kılan ebeveynlerin anne-babasının da çocuk bakımına yardımcı olduğu bakım işbirliğine bağlıyor.
İster tek eşlilik, ister çekirdek aile, isterse de kabileler formunda olsun, bütün fosil atalarımız ve kuzenlerimizin soyu tükendiğinde insanların başarılı olmasını sağlayan etkenlerden birisi de işbirliğinden başkası değildir. Aslına bakarsanız, geçtiğimiz iki milyon yıllık süreç boyunca insanın kazandığı en değerli özelliklerin başında işbirliği gelebilir. Zorlu çevresel değişimler ve stres gibi zor zamanların aşılmasında yavruların hayatta kalmasına yardımcı olan ve muhtemelen de türümüzün geleceğini belirleyecek olan da sosyal anlamdaki bu işbirliği ve dayanışmadan başkası değildir.
Milyonlarca yıllık evrim sürecimiz; bize, işbirliği ve dayanışmanın, hayatta kalma başarısında iyi bir strateji olduğunu öğretmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Kuralları:
-Reklam ve tanıtım içeren yorumlar yasaktır.
-Küfür ve hakaret içeren yorumlar yasaktır.
-Anahtar kelime ile yapılan yorumlar yasaktır.
-Sadece konu ile ilgili yorumlara cevap verilir.